Medine'nin o ilk yıllarında yaşanan hadise, aslında çok insani bir dramla başlıyor. O dönemde yaşayan Arap aileler, çeşitli sebeplerle çocuklarını Yahudi ailelerle birlikte yetiştirmeyi tercih ediyordu. Bu durumun başlıca üç sebebi vardı: İlki, bazı ailelerin çocuksuzluk sorunu yaşaması ve "Eğer Allah bana bir çocuk verirse, onu Yahudilere adadım" diye adak adamalarıydı. Bu adak, çocuğun sağlıklı büyüyeceğine olan inancından kaynaklanıyordu. İkinci sebep, o dönemde Yahudilerin eğitim ve kültür seviyesinin yüksek olmasıydı. Okuma yazma biliyorlardı, ticaretle uğraşıyorlar, çocuklarını daha iyi yetiştiriyorlardı. Üçüncü sebep ise bazı karışık evliliklerdi; Yahudi kadınlarla evlenen Arap erkeklerin çocuklarının anne tarafının diniyle yetişmesiydi.
Bu çocuklar büyüdü, Yahudi gelenekleriyle yoğruldu, Tevrat'ı okudular, sinagoglara gittiler, Yahudi bayramlarını kutladılar. Onlar için bu din, doğduklarından beri bildikleri tek gerçekti. Ta ki İslam gelene kadar. Aileler Müslüman oldu ama çocukları hala Yahudi inancında kalmaya devam etti. Bu durum, ailelerde adeta bir kimlik krizi yarattı. "Biz hidayete erdik, peki ya çocuklarımız?" sorusu zihinlerini kemirmeye başladı.
Sonunda dayanamadılar. Bir grup halinde Hz. Peygamber'in yanına gittiler. İçlerindeki sıkıntıyı dile getirdiler: "Ya Rasulallah, bizim çocuklarımız Yahudi kaldı. Şimdi biz Müslüman olduk. Bu çocuklarımızı da zorla Müslüman yapabilir miyiz?" Bu soru, o dönem için gayet makul sayılabilirdi. Çünkü baba otoritesi mutlaktı, çocuklar ebeveynlerinin malı gibi görülürdü, güçlü olan zayıfın inancını belirliyordu.
Hz. Peygamber'in verdiği cevap ise herkesi şaşkına çevirdi: "Hayır, onları zorlamayın. Gidin, çocuklarınıza sorun. Onlar kendi kararlarını versinler. Hangi dini seçmek istiyorlarsa o dinde kalabilirler." Bu sözler, sanki bir şimşek gibi çaktı aralarında. Çocuklara söz hakkı mı veriliyordu? Onlar mı karar verecekti? Bu, o dönemin toplumsal yapısına tamamen aykırı bir yaklaşımtı.
Aileler gitti, çocuklarına sordu. Bazıları "İslam'ı seçiyorum" dedi ve Müslüman oldu. Bazıları da "Yahudilikte kalmak istiyorum" dedi ve öyle kaldı. Hz. Peygamber bu kararları da kabul etti. Hiç kimseye "Neden Müslüman olmadın?" diye hesap sormadı. Bu olaydan sonra Allah Teâlâ, "Dinde zorlama yoktur. Doğru yol sapıklıktan apaçık ayrılmıştır" ayetini indirdi ve Peygamber'in yaklaşımını vahiy düzeyinde onayladı.
Şimdi bu hadiseyi günümüzden geriye bakarak değerlendirdiğimizde, Hz. Peygamber'in ne kadar ileri görüşlü olduğunu daha iyi anlıyoruz. O, çocukları küçük birer insan olarak gördü, onların düşünme ve seçim haklarının olduğunu kabul etti. Bugün "çocuk hakları" dediğimiz kavramın temellerini 1400 sene önce attı. Daha da önemlisi, zorlamanın hiçbir faydası olmayacağını, hatta zararlı olacağını öngördü.
Modern psikolojinin kanıtladığı bir gerçek var: Zorla kabul ettirilen değerler kalıcı olmaz. Aksine, kişide "reaktif direnç" denen bir psikolojik mekanizma devreye girer. Çocuk, üzerine dayatılan şeye karşı bilinçsiz bir karşı duruş geliştirir. Hz. Peygamber bu gerçeği 1400 yıl önce sezmiş ve ona göre davranmıştı. Zorla kabul ettirilen iman, gerçek iman değildir. O, kalbe değil korkuya dayanır.
Bu yaklaşımın ne kadar ileri görüşlü olduğunu anlamak için bugünkü ebeveyn davranışlarına bakmak yeterli. Ne yazık ki günümüzde bile birçok ebeveyn, çocuklarına değerlerini zorla dayatmaya çalışıyor. "Sen benim çocuğumsun, dediğimi yapacaksın" mantığıyla hareket ediyorlar. Çocuk sorular sorduğunda "Sen akıl mı veriyorsun bana?" diye tepki gösteriyorlar. Bu tutum, çocuğu bağımlı, özgüvensiz bir birey haline getiriyor. Çocuk, ya tamamen itaatkâr olup kendi kişiliğini kaybediyor, ya da isyan ederek ailesinden tamamen uzaklaşıyor.
1400 yıl önce Hz. Peygamber'in uyguladığı yaklaşımı bugün bile birçok ebeveyn uygulayamıyor. Çocuklarına "Sen ne düşünüyorsun?" diye sormak yerine, "Ben ne diyorsam o" diyor. Onların fikirlerine değer vermek yerine, kendi düşüncelerini dayatıyor. Bu durum, gerçekten düşündürücü. Acaba 1400 yıl boyunca insanlık geri mi gitti?
Eğitim sistemimize baktığımızda da benzer sorunlar görebiliriz. Hala birçok okul, öğrencilere bilgiyi ezberletmeye odaklı. Öğrencinin sorular sorması, eleştirel düşünmesi pek teşvik edilmiyor. "Öğretmen ne diyorsa o doğru" mantığı hâkim. Oysa Hz. Peygamber'in yaklaşımı tam tersine, çocuğun düşünmesini, sorgulamasını, kendi sonuçlarına ulaşmasını teşvik ediyordu.
Bu hadiseden çıkan en önemli ders şu: Gerçek öğrenme ve gerçek değer aktarımı, zorla değil özgürce; baskıyla değil anlayışla; korkutarak değil sevdirerek olur. Çocuk, kendi tercihiyle bir değeri benimsediğinde, onu yaşama olasılığı çok daha yüksektir. Bu olaydaki çocuklar da kendi seçimleri olduğu için kararlı davrandılar. İslam'ı seçenler samimi bir şekilde Müslüman oldular, Yahudilikte kalanlar da kendi inançlarını yaşamaya devam ettiler.
Hz. Peygamber'in bu tutumu, aynı zamanda toplumsal barışın da temelidir. Farklı inançlardaki insanların bir arada, huzur içinde yaşayabilmesinin yolu, birbirlerini zorlamaktan geçmez. Saygıdan geçer. Bu yaklaşım sayesinde Medine, farklı din ve kültürlerden insanların barış içinde yaşadığı örnek bir şehir haline geldi.
Günümüzde yaşadığımız birçok toplumsal sorunun kökünde, bu saygı eksikliği yatıyor. İnsanlar birbirlerini kendi kalıplarına sokmaya çalışıyor, farklılıkları tehdit olarak görüyor. Oysa Hz. Peygamber'in gösterdiği yol, farklılıkları zenginlik olarak görmekti.
Bu hikaye, her ebeveyne, her öğretmene, her yöneticiye şunu hatırlatır: İnsan iradesine saygı duymak, onu zorlamak değil ikna etmek, baskı kurmak değil güven vermek, İslam'ın temel değerlerindendir. Bu değerler sadece dini konularda değil, hayatın her alanında geçerlidir. 1400 yıl önce Hz. Peygamber'in o çocuklara tanıdığı seçim hakkı, bugün bile birçok ebeveynin çocuğuna tanımadığı bir haktı. Bu gerçek, bizi derin bir düşünceye sevk etmeli: Acaba biz, 1400 yıl öncesinin gerisinde mi yaşıyoruz
Psk.Dan. Sedat Abis
Online Psikoterapi Avantajları Online Psikoterapi Karşılaştığınız zihinsel, duygusal ve fiziksel pr...
Merhaba sevgili okurlar! Bugünkü yazımızda, ergenlik döneminde depresyonun işaretlerini tanımanın ö...
Yurt dışında yaşamak, yeni bir ülkeye uyum sağlamak ve farklı bir kültürde var olma mücadelesi, bir...
Kendi evinizin rahatlığında özel danışmanlık seanslarının keyfini çıkarın
Kurumumuz, Hollanda merkezli terapist ile terapi almak isteyen danışanların online buluşma platformudur. Lokasyondan bağımsız dünyanın her yerinden güvenilir ve makul ücretler ile sıra bekleme derdi olmadan kültür ve dil farklılığı yaşamadan yardım alabileceğiniz bir Psikolojik Danışma ve Eğitim hizmetidir...