fbpx

Eyvah! Ben Bu Adamı/Kadını Nasıl da Tanıyamamışım!

Bu konuşmalarda ne? Bu konuşan adam/kadın da kim?
Ben bunu nasıl tanıyamamışım?
Kandırılıyor muyum?
Ben nerede yanlış yaptım?
Beni yarı yolda mı bırakacak?
O artık istediğim gibi biri değil,
Eşim beni anlamıyor,
Artık beni sevmiyor,
En güvendiğim insandan darbe yedim,
Tanıdığımı sandığım insan baştan beri rol yapıyormuş,
Eşim evlendikten sonra çok değişti, evlenmeden önce daha iyiydik,
Ne yapmam lazım bilemiyorum…

Bu cümleler, evlilik hayatı ile ilgili eşlerden bizlere gelen çok sayıda sorulardan alınmış cümlelerdir. Bu yazımızda eşlerin birbirlerini tanıma sürecini ve bu süreçte ortaya çıkması muhtemel yanılgıları ele almaya çalışacağız.

Yapılan araştırmalar, evli çiftlerin yarıdan çoğunun, birbirlerini tam anlamıyla tanımadığını göstermektedir.
Bir insanın, ömür boyu aynı yastığa baş koyup, hayat arkadaşı olacak müstakbel eşini dış görünüş, beden, huy ve karakter gibi kişilik özellikleriyle tanıması en doğal hakkıdır. Bu tanımanın gerçekleşeceği en uygun dönem ise nişan dönemidir. Ancak nişan döneminde, çiftlerin birbirlerini her yönleriyle tanıması her zaman mümkün olmaz. Bunun da çeşitli nedenleri vardır:
 Öncelikle bu dönemde, çiftlerde “aşkın ateşi” çok yüksektir. Aşkın verdiği enerjiyle kendileri gibi davranmazlar; genellikle olumsuz yanlarını gizler, karşı tarafa hep iyi yönlerini göstermeye çalışırlar. Kendilerini daha çok beğendirme çabasıyla da çeşitli maskeler takar, sevgilisinin kendisinde görmek istediğini gösterir, duymak istediğini duyururlar.
Bu bir yere kadar normal kabul edilebilir; çünkü çiftlerin niyeti, bir an önce evlenmek ve yeni bir yuva kurmaktır. Eşlerden biri, kendi kusur ve hatalarının farkında olsa bile: “Nasıl olsa evlendikten sonra kendimi düzeltirim” gibi bir düşünce içerisine girip kusurlarını gizleyebilir.
 İkinci olarak, kadın ve erkek bu süreçte farklı duygular yaşarlar. Atalarımızın “ Aşkın gözü kördür.” cümlesiyle özetlediği bu dönem de çiftler, birbirlerine dünyanın en değerli hazinesiymiş gibi davranırlar; birbirlerinin beklentilerine uygun davranışlar sergilerler. Romantik bakışlarla birbirlerine bakmaya doyamazlar; kucak kucak çiçekler ve sürpriz hediyelerle birbirlerini şaşırtırlar; ağızlarından en güzel sevgi sözcükleri ve bol espriler dökülür; kalpleri bir serçe yüreği gibi heyecanla çarpar; ruh eşlerini bulduklarına inanırlar; hayat boyu ortaya çıkacak tüm engelleri birlikte aşacaklarını düşünerek tozpembe hayaller kurarlar.
Erkeklerin, hayatları boyunca yaşayabilecekleri romantik duygular, bu dönemde tavan yapar: Sevgi dolu bakışlarla, en güzel aşk sözcükleriyle, sevgilisine en güzel duyguları yaşatırlar; bir taraftan ilginç evlenme teklifleri yapar, diğer taraftan kadının en beğendiği hediyeleri alırlar. Bu dönem, madalyonun sadece bir yüzüne odaklanıldığı bir dönemdir.
Nişan, nikâh, düğün derken evlilik gerçekleşir ve çiftler artık karı-koca olurlar. Eşler evlilik yolculuğunun ilk zamanlarında da, birbirlerinden aldıkları karşılıklı zevkin derecesini, en üst düzeyde yaşamaya devam ederler. Bu duygu yoğunluğu çiftlerin, birbirlerinin olumsuz yönlerini görmek istememesine veya madalyonun diğer yüzüne odaklanamadıkları için, bazı olumsuzlukları gözden kaçırmalarına neden olur. Madalyonun sadece bu yüzünde çiftler için (arada bir ufak tefek sıkıntılar yaşasalar da) hayat; çok güzeldir ve gelecekte çok daha güzel olacaktır.
Evliliğin ilk günlerinin ışıltısı geçtikten sonra, eşlerin birbirlerine olan dikkatleri azalmaya başlar.
İnsan fıtratının bir özelliği olarak ilk zamanlar, hoşa giden ve güzel bulunan her şey, zamanla doğal ve sıradan gelmeye başlar. İlk kez gördüğümüz yer ve eşyalara, ilk kez tanıştığımız insanlara karşı, bir merak ve heyecan duyarız. Muhatap olduğumuz şeyin, bizim için bilinmez ve gizem dolu oluşu, içimizdeki keşfetme arzusunu harekete geçirir ve tatlı bir heyecan yaşarız. Eğer o şeye sahip değilsek ve yokluğunu da hissediyorsak bilmek, keşfetmek, merakımızı gidermek, elde etmek, sahip olmak ve kavuşmak arzuları içimizde uyanır. Gün gelip arzuladığımız o şeye kavuştuğumuzda ise bilinmezlik ortadan kalkar, merakımız gider ve başlangıçta duyduğumuz o yoğun heyecan gittikçe azalmaya başlar.
Evlilik de böyledir: Nikâh kıyılıp evlilik tamama erdiğinde, eşinize karşı yaşayabileceğiniz, “Artık ona, ilelebet sahip olacağım” gibi bir düşünce, bazı duyguların zamanla canlılığını yitirmesine neden olur. Eşinize karşı yaşadığınız heyecan ve duygu azalması “eşinizi artık sevmediğiniz” ya da “sevginizin azaldığı” anlamına gelmez. Çok sevdiğiniz bir yemeği, her öğün tekrar yediğinizde daha az lezzet almaya başlamanız gibi (hâlbuki yemeğin lezzeti değişmemiştir) bir durum yaşanır.
Çiftlerin, birbirlerini yeterince tanımalarına engel olan bir başka faktörde şudur: Kadınlar, başkalarının duygularını tanıma ve duygusal farklılıkları gösteren ayrıntıları yakalamada, erkeklerden çok daha başarılıdırlar. Kadınlar bu becerileri sayesinde evlenmeyi düşündükleri erkeklerin psikolojisini kolayca çözüp, onları kolayca ikna edebilir. Mevlana bunu: “ Erkek Zaloğlu Rüstem  olsa yiğitlikte Hz. Hamza’yı geçse gene de kendi kadınının tutsağıdır. ” diyerek, bir kadının isterse güzellik, eda, zekâ, işve, cilve ve ağlayışlarını kullanarak, bir erkeği kendine esir edebileceğini söyler. Bazı kadınlar, bilinçli ya da bilinçsiz bu kadınsı özelliklerini kullanarak, erkeğin aklını başından alırlar. Erkekler, kadınlara göre bu yönüyle daha saf, daha zayıf olduklarından, kadının bu kadınsı özellikleri, erkeğin gözüne perde olur ve karşısındaki kadını tam olarak tanıyamaz.  Ayrıca erkeklerin, ikna edilmeye karşı da çocuksu bir yanları olduğundan, kolayca ikna olurlar. Evlendikten sonraysa farklı kişilik ve karakter sergileyen bir kadınla karşılaşabilirler. “ Kadın, erkeğini vezir de edebilir, rezil de.” “Başarılı erkeklerin arkasında hep başarılı bir kadın vardır.” Gibi özlü sözler de hep aynı noktaya vurgu yapan ifadelerdir.
Erkeklerin evlilik öncesi ve sonrası durumunu cep telefonu ve kuşlar üzerinden örneklendirecek olursak:
Âşık olan bir erkeğin durumu, navigasyon programı çalışan bir cep telefonu gibidir: Diyelim ki bir adrese ulaşmaya çalışıyorsunuz. Cep telefonunuzdan navigasyon programını açıp ulaşılacak adresi girdiğinizde, program size bir rota belirler. Programın belirlediği rotaya uymayıp, sık sık farklı yönlere sapsanız bile program size kızmaz, her seferinde alternatif yollar bulur ve rotanızı yeniden belirler. O anlarda telefonunuz, hedefe ulaşana kadar normalin üstünde enerji harcar, şarjı daha hızlı tükenir. Hedefe ulaşıp, programı kapattığınızda telefon normale döner ve daha az enerji harcamaya başlar.
Yoğun aşk duyguları yaşayan erkeğin durumu, küçük bir ceylanı, ürkütmeden yakalamak isteyen bir avcı gibidir. Bunun için avına odaklanır ve onu elde edene kadar, yoğun bir enerji harcar. Erkeğin kovaladığı, kadının ise kaçtığı bu oyunu, kuşlar arasında da gözlemlemek mümkündür. Erkek kuş, tüylerini kabartıp dişiye doğru hamleler yaptıkça, dişi kuş erkeğe karşı kayıtsız kalır ve ondan uzaklaşır. Erkek kuş, hedefe kilitlenmiş ve kararlı bir şekilde, tüylerini şekilden şekle sokmaya devam ederek dişi kuşu elde edene kadar, ısrarla peşinden gitmeye devam eder.
Evlilik gerçekleştikten sonra erkek için; “Av yakalanmış,” “hedefe ulaşılmış,” “avın elden gitme ihtimali de azalmıştır.” Aşkın ateşi de sönmeye başladığı için, olağanüstü çaba sarf etmeye, fazladan enerji harcamaya gerek yoktur!
 Yani erkek, evlendikten sonra normal ayarlarına geri döner. Bir erkeğin normal hali; avını elde ettikten sonraki halidir. Bir kadın, evlenmeden önceki kendisine âşık erkeğin durumuna bakıp, erkeğin ömür boyu bu şekilde davranacağını, kendisi için sürekli yüksek enerji harcayacağını düşünürse yanılır.
Bu nedenle çiftler, evlenmeden önce bu tür durumları göz ardı etmemeli, evlenecekleri kişiyi her yönüyle, en iyi şekilde tanımaya çalışmalıdırlar. Evlendikten sonraysa eşinde gördüğü değişimler karşısında, “eyvah yanlış mı yaptım, benim tanıdığım insan bu değil”  şeklinde bir telaşa girmeden, yaşanan bu yeni durumu normal kabul edip saygıyla karşılamalı, eşini en iyi şekilde değerlendirmenin yollarını araştırmalı ve evliliği monotonluktan kurtaracak yeni yöntemler üzerinde durmalıdırlar. Bu yöntemlerin neler olduğunu ise bir başka yazıda ele almak niyetiyle hepinize hayır, sağlık, huzur ve mutluluk dolu günler dilerim.

Kendi evinizin rahatlığında özel danışmanlık seanslarının keyfini çıkarın