fbpx

Siz Kimsiniz?

Normal bir zamanda “hiç yapmam” dediğiniz bir davranışı, psikolojik sorunlar yaşadığınız bir dönemde yapıp, kendinize geldiğinizde “Ben ne yapmışım?” dediğiniz çok olmuştur. Hâlbuki psikolojik durumunuzun iyi olmadığı o esnada, “o davranış” size gayet normal gelmiştir. Bazense yaptığınız davranışlara, kendiniz dahi bir anlam veremeyip “Bu aralar kendimi pek tanıyamıyorum” dediğiniz de olmuştur. Yunus Emre’nin:

“Beni bende demen, ben bende değilim

 Bir ben vardır bende benden içeri”

Dediği gibi herkesin kendi içinde, kendisinin dahi bilip tanımlayamadığı bir yönü, mutlaka vardır.

 

Tagore; “Hayatta en büyük facia, insanın kendinin farkına varamamasıdır.” der. Bundan daha kötüsü de insanın kendini yanlış tanımasıdır. Evlilik hayatında mutluluk, yuvasında huzur isteyen, müstakbel eşini tanımadan önce, kendini tanımakla işe başlamalıdır. Kişi, kendini tanımadıkça bütün eşler yanlış seçimdir.

 

Kendini tanıyamayanlar, başkalarını da sevmekte zorlanır; özgürlükçü ve eşitlikçi davranamaz; başkalarıyla geçinmeyi öğrenemez ve sorunların nereden kaynaklandığını bilemezler. Başkalarıyla ilişkilerinde başarılı olmak isteyen; önce kendini tartıp incelemeli, kendisiyle yüzleşmeli ve sorumluluk yüklenmelidir. Aksi takdirde kendinize iyi geleceğini düşünerek, şifa niyetiyle aldığınız şeyler, zehir olabilir; doğru olduğunu düşündüğünüz kararlarınız, yanlış çıkabilir.

 

İnsanın çoğu davranışların temelinde ya eksikliğini hissettiği ya da kendisine iyi geleceğini düşündüğü şeyler yatar. Mesela “İyi olan benim, beni seveceksiniz” gibi düşüncelere sahip olan kişiler, davranışlarında bir taraftan karşı tarafı ezmeye, diğer taraftan da kendini yüceltmeye çalışır; sorumluluk almaktan kaçınır ve suçu hep başkalarında ararlar. Çocuklarının olumsuz davranışlarını “bunun dayısı da/amcası da böyle, ya da halasına/teyzesine çekmiş” diye geçiştirir, sorumluluğu kendi üzerine almayıp, dışarıda ararlar. Bir kişinin, böyle davranmasının altında yatan asıl sorun “yetersizlik duygusu” olabilir. Bu kişi küçüklüğünde, horlanmış, küçümsenmiş, hakir görülmüş ve daha başka yetersizlik duyguları ile sakatlanmış olabilir. Eğer bu kişi bu duygusunun farkına varabilir, kendini tanıyabilirse hangi konularda neye ihtiyacı olduğunu, neyin kendisine iyi geleceğini bilecek hem kendisiyle, hem de çevresiyle daha barışık bir hayat yaşayacaktır.

 Bir insanın, “Hep başkalarını düzeltme, ama kendine gelince değişmeden devam etme” mantığı üzerine kurduğu bir ilişki başarılı olmaz. Bu bencilliktir ve evlilikte en çok sorun bencil eşler arasında yaşanır. Bencil kişiler, alttan almayı bilmez, duygudaşlık kuramaz, karşı tarafın ihtiyaç ve şartlarını dikkate almadan hep kendi şartlarına uyulsun ister. Evliliklerde de eşlerin, Eşimin hatalarını bulayım, ona göstereyim de kendini düzeltsin. Şeklindeki, hep karşı tarafı düzeltmeye yönelik yaklaşımları sorunları çözmez, aksine sorunları büyütüp iyice içinden çıkılmaz hale getirir.

 

Kendini tam olarak tanımadan evlenmeye kalkan kişinin durumu; elinde harita, bilmediği bir yerde adres arayan kişinin durumu gibidir. Bu kişinin, hedefe ulaşmak ve doğru yolu bulmak için yapacağı ilk şey: Önce bulunduğu yeri tespit etmek, sonra bulunduğu yere göre gideceği hedefi belirlemektir. Navigasyona, gitmek istediğiniz bir adresi yazdığınızda, program size önce konumunuzu, ya da başlangıç noktanızı sorar, sonra rotanızı belirler.

 

 Evet, nerede olduğunuzu bilmezseniz, varmak istediğiniz hedefe ulaşamaz; kim olduğunuzu bilmezseniz, ilişkilerinizde başarılı olamazsınız. Başta eşinizle ve diğer insanlarla sağlıklı bir iletişim kurmanın yolu, önce kendinizi tanımadan geçer. Kendisiyle iletişim kuramayan bir insan, başkalarıyla iletişim kuramaz; kendisiyle barışık olmayan bir insan, asla başkalarıyla barışık olamaz; kendini sevmeyen bir insan başkalarını, başkalarını sevmeyen insan kendini sevemez. Aileniz, arkadaşlarınız, işyeriniz, sonra tüm toplumla iyi bir iletişim kurmak istiyorsanız; önce kendinizi tanımaya çalışmalı sonra kendinizle ilgili iç ve dış iletişim problemlerinizi düzeltmelisiniz.

Peki, Bir İnsan Kendini Nasıl Tanır?

Bir insanın, kendini tanıması uzun bir yolculuktur. Her yolculuk ise ilk adımla başlar. Kendini tanıma yolculuğunda atılacak ilk adım, kişinin kendisinin psikolojik özelliklerinin neler olduğunu objektif, gerçekçi ve dürüst bir şekilde tespit etmesiyle başlamalıdır. Daha sonra ise aşağıdaki sorulara verilecek cevaplarla yolculuğa devam edilebilir.

–        Ben nasıl bir insanım?

–        Nasıl bir kişiliğim var?

–        İhtiyaçlarım neler?

–        Beni sinirlendiren ve öfkelendiren şeyler nelerdir?

–        Nelere alınganlık gösteriyorum?

–        Tepkilerimi ne kadar kontrol edebiliyorum?

–        Duygularımı içime atan birisi miyim?

–        Davranışlarımda mantık mı yoksa duygu mu öncelikli?

–        Hayat görüşüm ve ahlaki kriterlerim neler?

–        Nereye kadar esneklik gösterebilirim?

–        Zihnimde idealize ettiğim kişi ya da kişiler kimler?

–        Kime benzemek, kim gibi olmak istiyorum?

–        Günlük hayatta yoğun olarak hissettiğim duyguları, çocukluğumda ne kadar hissediyordum?

–        Evlilikten beklentilerim nelerdir?

–        Evlilik benim için ne ifade ediyor?

Her insanın, kendini tanımlayabileceği birkaç cümlesi mutlaka vardır. Ancak yukarıdaki soruları kendinize sorup ayrıntılı düşündüğünüzde, aslında sizin beğenmediğiniz veya kendinizde olmasını istemediğiniz birçok özelliğinizin olduğunu göreceksiniz.

Polislerin toplumsal olaylara abartılı müdahalesini anlatmak için kullanılan orantısız güç” diye bir tabir vardır. Bazen insanlar kendi hayatlarında, eşlerine ya da çocuklarına karşı orantısız güç uygularlar: Küçük ve basit bir olaya gereğinden fazla kızar, öfkelenir aşırı tepki verirler; sonra da kendileriyle baş başa kaldıklarında Aslında bu olaya o kadar da tepki vermemeliydim” der, vicdan azabı çekerler.

Kendini tanıyan bir insan, olaylara verdiği tepkilerde daha ölçülü, daha insaflı ve daha dengeli olur. Öfkelendiği zaman, dışarıya vurduğu öfkeyi besleyen içerideki ana duygunun, neden kaynaklandığını bilir; hangi ilkesinin zedelendiğini, hangi kuralının bozulduğunu düşünür. Bu öfkenin, incinme mi, sahip olduğu bir şeyi kaybetme mi, hayal kırıklığı mı, sevgisiz, korumasız kalma mı? Olduğunu anlamaya çalışır; tepkilerini de ona göre verir. Unutmayın ki; iletişim kurduğunuz insanlar, dünyaya sizin gözünüzden değil, kendi gözlerinden bakarlar. Kendinizi tanımaz, kendinizde bulunan olumsuz özellikleri tam olarak bilmezseniz, ömrünüz hep başkalarında hata aramakla, hep başkalarını suçlamakla geçer ve hiçbir zaman mutlu olamazsınız.

Bediüzzaman’ın “Ne mutlu o adama ki, kendini bilip haddinden tecavüz etmez.” Dediği gibi, kendini tanıyan kişi gerçekçidir; kolay kolay pişman olacağı işlere girişmez. İçindeki kaynakların farkındadır; onları en iyi şekilde kullanmayı bilir. Kendine haksızlık yapmaz; daha az hata yapar. En önemlisi de kendisiyle barışık olduğundan eşiyle ve diğer insanlarla ilişkilerinde daha başarılı olur, daha mutlu olur.

Bir insanın başkalarından yardım almadan kendini tanıması çok zordur. Bir insan kendini başkalarında görerek ve kıyaslayarak daha iyi tanımlar. Bir insana uzun ya da kısa, şişman ya da zayıf, cesur ya da korkak derken onu başkalarıyla kıyaslayarak bu yargıya varırsınız. Doğduğunuz günden bugüne, tek başınıza yaşıyor olsaydınız acaba kendinizi nasıl görür, nasıl tanımlardınız? Aristo “Kendimizi tanımayı öğrenmek çok zordur, çünkü kendimizden, kendimize bakamayız” der. Kendinizi tanıyabilmek için biraz ötekini/ötekileri dinlemeniz gerekir. İnsanın eşi ya da samimi bir arkadaşı, size karşı duran bir ayna gibidir ve yakınlığı ölçüsünde sizi tanıdıkça, size, sizi daha fazla yansıtır.

Bizim kültürümüzde adına “hayırhah” denilen bir kavram vardır. Hayırhah: İyilik dileyen, iyilik isteyen, hayırsever anlamlarına gelir. Hayırhah, sizin kendi rızanız ile belirlediğiniz, eksiğinizi gediğinizi hatırlatıp düzeltebilecek, yanlış yola girmenize meydan vermeyecek samimi birisidir. Hani bazen sevdiğiniz birisinin bir yanlışını görürsünüz. Yaptığı o yanlış davranış, ona zarar verecektir ama o, yanlış yaptığının farkında değildir. Bu durumu ona söylesem, acaba bana kırılır mı? Darılır mı? Ne ölçüde tepki verir? Diye düşünür, tavrını kestiremediğiniz için çoğu zaman söylemezsiniz. İşte hayırhahın farkı burada ortaya çıkar; hayırhah olarak seçtiğiniz kişi size yanlışlarınızı, kusurlarınızı, kırmadan, dökmeden, incitmeden, çekinmeden söyler, gerekli ikazları yapar; size, ayna olup, o aynada kendinizi görmenizi sağlar. Böyle bir hayırhah; kendinizi okuma fırsatı elde etmenize, kendinizi daha iyi tanımanıza, farkındalığınızın artmasına ve iç dünyanız itibarıyla kendinizi tamir edip, daha aklıselim kararlar verebilmenize yardımcı olur.

Eşler de birbirlerinin hayırhahı olabilirlerse bu onlara; birbirlerini korumalarına, evliliklerini yaşatma ve geliştirmelerine katkı sağlayacaktır.

Bir insanın yediği içtiği yiyecekler, giydiği kıyafetler, sesinin ve bedeninin güzelliği, bindiği araba, oturduğu ev, kazandığı para, sahip olduğu diplomalar, statüler, makamlar, onun kalitesini göstermez. Bir insanın kalitesini kendisini bilmesi, kendisiyle barışık olması belirler. Yazımızı Y. Emre ve Bediüzzaman’ın sözleri ile noktalayalım.

“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir / Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır.” Y. Emre.

“Ey kendini insan bilen insan! Kendini oku… Yoksa hayvan ve camid (cansız) hükmünde insan olmak ihtimali var!” Bediüzzaman.

Kendi evinizin rahatlığında özel danışmanlık seanslarının keyfini çıkarın

Konuşmayı Başlat
Merhaba,
Psikorehberim Danışmanlık Servisi olarak nasıl yardımcı olabiliriz.